6 Eylül 2012 Perşembe

pozisyonlar ve iletişim...

Geçen hafta transaksiyonel analiz'i benimseyen ve bu konuda adını oldukça fazla duyuran Doç. Dr. Azmi Varan'ın bir eğitimine katıldım, zaman kısıtlılığından dolayı maalesef 2 günlük eğitimin 1 gününe katılabildim ama gerçekten benim için çok farklı bir deneyim oldu ve bütün bir günün nasıl geçtiğini anlamayacak kadar da keyif aldım. Kendisini daha yakından tanıma şansını bulmuş oldum ayrıca, zira eğitim boyunca parça parça anlattığı hikayelerini birleştirdiğinizde neredeyse hayatının tüm önemli noktalarını öğrenmiş oluyorsunuz ve daha samimi geliyor her şey size.

Burada uzun uzun eğitimin içeriğinden bahsetmek istemiyorum, kendisi  ve ekibi zaten İstanbul'da yavaş yavaş  şirketlere verdikleri eğitim sayılarını arttırıyorlar, başka bir yazımda daha detaylı anlatırım büyük ihtimalle neler yaptıklarını.

Eğitimin çok kısa bir bölümünde bahsedilen bir konu benim en çok ilgimi çeken kısmıydı;
 'benim hangi yanım, karşımdaki insanın hangi yanıyla muhatap olacak?'

Tabii ki bu cümleyi söyleten açıklamalar, tanımlar oldu öncesinde ve sonrasında, daha iyi anlamamızı sağladı hepsi. Onları burada anlatmadan sadece bu cümleyi kullanarak klasik iletişim probleminden bahsetmek istiyorum ben - sadece tek bir şey; karşımızdaki insanı nasıl görüyorsak, hangi haliyle görmek istiyorsak, nasıl yaklaşıyorsak ona; o da bizim yaklaştığımız haliyle cevap verir bize genelde. Ben otoriter bir baba gibi konuşursam mesela, karşımdaki kişinin çocukça karşılık verme olasılığı çok yüksektir denildi eğitimde.

Boğaziçi Üniversitesi'nde okuduğumu söylediğimde mesela çoğu kişi çok havalı olduğumu düşünür, daha bir merakla inceler beni ve söylediklerime daha çok dikkat ederlerdi. Ama okuduğum sırada bir inşaat fuarında turuncu tulumum içinde gelen kişilere hosteslik yaptığımda hiç kimse yüzüme bile bakmazdı. Bakanlar genelde bağırarak konuşan insanlardı... Ve ben gerçekten burada ne işim var, ben niye bu haldeyim diye kızardım kendime. Kendime güvenim gider, ve bir kaç gün sonra hiç bir vasfı olmayan birisi gibi hissederdim. Aslında ben aynı 'ben'dim...

Şirketlerde çalışan insanların arasındaki iletişimi, yakınlıkları düşünelim mesela. Asistanlar kendi aralarında yakın arkadaş olur genelde, müdürler kendi aralarında, uzmanlar farklı bir köşeye gidiyorlar... Dediğim kesinlikle her şirkette olmuyor tabii, ama böyle bir gerçeğin olduğu da yadsınamaz. Sizce bu kişiler beraber daha çok vakit geçirdiği için daha yakın arkadaş oluyorlar?.. - belki etkisi var ama kesinlikle tek sebep değil. Bir genel müdürün, şirkette çalışan bir asistana selam bile vermediğini biliyorum, kimi müdürlerin sözleriyle değil ama küçümseyen gözlerle daha düşük pozisyonda çalışan insanları incelediklerini de biliyorum.  Belki direktörsünüz ve farkında bile değilsiniz ama takımınızda yeni başlayan, daha hiç iş tecrübesi olmayan birisinin yanında bir kişiyle dakikalarca sohbet ederken, onun hatırını bile sormuyor olabilirsiniz. Daha bir çok örnek verebilirim - önemli olan bunların niye olduğunu sorgulamak. Öyle denk geldiği için mi, ortak bir noktanız olmadığını düşündüğünüz için mi, yoksa pozisyon farkından dolayı onu çok dikkate almadığınız için mi?

Bir de müdür oldukları için sürekli parıldayan, hayranlık dolu gözlerle karşılaşan müdürlerin/liderlerin kendilerini daha da büyük görmesi gibi bir olay da var tabii...

Devlette de özel sektörde de ast-üst ilişkileri çok hassastır, özel sektördeki fazla rekabet ve yükselme arzusu ise bu hassas ilişkilerin rolünü daha önemli kılmaktadır. Bir potansiyelin oluşması için, bir insanın içindeki gerçek gücünü&bilgisini kullanabilmesi için önce gerçekten ona o gözle bakmak gerekmektedir - herkesin özünde aslında aynı değerde olduğunu göstermek gerekmektedir.

Bu konuda söylenecek çok fazla şey var tabii ki. Benim ki sadece kısa bir yorumdu - giriş yazısı diyelim şimdilik, belki sizlerden gelen yorumlardan sonra bir daha değinirim :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder