8 Ekim 2012 Pazartesi

siz de mi tutarsızsınız?

Her şeyden önce kendimizle alakalı bir şeylerin farkında olmak önemli aslında; ne düşündüğümüzü, ne yaptığımızı ve ne istediğimizi gerçekten bilmek...

Aslında doğru soru 'sizde de tutarsızlık var mı?' olacaktı ya da uyumsuzluk, çelişki..., ve aslında bu bir farkındalık yazısı ve biraz can sıkıcı...
Yaptığınız işi niye yaptığımızla alakalı şeyler üzerinde konuşacağız bugün. Mesela şimdi benim çalıştığım şirkette genel motto bu işi sağlık için, insanların iyiliği için yaptığımızdır. Çok kısa bir süreliğine eğitim bölümünde çalıştığım Sermaye Piyasası'na bağlı bir alt kuruluşta ise para için çalışıyoruz deniliyordu :)

Ben şimdilik bir çok alternatif kelimeler arasından 'çelişki'yi seçiyorum. Psikolojide bilişsel çelişki (cognitive dissonance) dediğimiz bir konsept var; Leon Festinger'in birbiriyle çatışan tutumların, kanıların, düşüncelerin bir gerilim ve rahatsızlık yarattığı ve tutum/davranış değiştirmenin altında yatan güdünün de işte bu çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelik istekten olduğunu anlatan bir konsept. Yaptığı deney çok ilginç; uzunca bir süre çok sıkıcı bir işle uğraşan denekler, kendilerinden sonra deneye gelenlere yaptıkları işin çok eğlenceli olduğunu söylemeye zorlanıyorlar- buradaki uyumsuzluğu görebiliyorsunuz, sıkıcı bir iş yapıyorlar, ama eğlenceli olduğunu söylüyorlar. Bu deneklerin bir kısmına 1 Dolar, kimisine 20 Dolar veriyorlar. Deneyin sonunda en büyük ya da tabiri caizse en güzel yalanı sadece 1 Dolar alanlar söylüyor. Yani, diyor Festinger, sadece 1 Dolar karşılığında yalan söyledikleri için, hem yalancılıktan yaralanan öz-saygılarını koruma adına, hem de başka dayanak noktaları olmadıkları için bu kişiler aslında eğlendiklerine inanmışlardır, yani tutumlarını değiştirmişlerdir. Fazla para alan diğer denekler ise, karşılığında para aldım diyerek uyumsuzluğu atlatabiliyor ve/veya azaltabiliyorlar.


Günlük hayatımızda da çok fazla örnekleri var aslında bilişsel çelişkinin. Çevreye çok önem veren ama ciddi anlamda hava/deniz kirliliği yaratan bir fabrikada çalışan insanı düşünün mesela. Bu kişi yaşadığı bu uyumsuzluğu, rahatsızlığı atlatmak için bir kaç yola başvurur. Onlara birazdan değineceğiz.. :)

Kimileri bu tutarsızlığı 2'ye ayırır; müdür ve çalışanın düşünce/davranışları arasındaki uyumsuzluktan da bahsederler - ama ben şimdilik sadece insanın içinde yaşadığı karmaşalardan bahsetmek istiyorum.

Düşüncelerimiz ve davranışlarımız arasındaki ilişkinin iş tatmini ve organizasyonel bağlılık arasındaki ilişki üzerinde çok büyük bir etkisi vardır - tahmin edersiniz ki bu konuda çok çalışma yapılıyor. Şimdi bu ilişkiyi etkileyen faktörlere daha yakından bakalım;

  • Birinci faktör, karşılaştırma seviyeleri ile alakalıdır - mesela genel anlamda bağlılık duyduğum bir şirkette çalışıyorum ama bana ödenen miktarla ilgili hiç memnun değilim. Bağlılık var ama mutlu değilim.
  • İkinci faktör alternatif opsiyonlar ile alakalıdır - 'Burası benim için en iyi yer midir?' mesela. Aslında yaptığım işten ve iş yerimden hoşnutum ama tam anlamıyla bir bağlılık yok. 
  • Üçüncü faktör ise işimize yaptığımız yatırım ile alakalıdır - belki çalıştığımız işe yıllarımızı vermişizdir ama aslında organizasyondan/kurumdan hiç memnun değilizdir. Kurumu bırakmak isteriz ama atamalardan, uzmanlıktan ve daha yüksek maaştan feda etmiş olabiliriz bu şekilde, bu yüzden kalmaya devam edebiliriz.
İş yerlerinde bir çok sebepten dolayı bilişsel çelişki yaşayan insanların bu çelişkiden kurtulmak için başvurdukları çok çeşitli yollar vardır. En baştaki fabrikada çalışan çevreci arkadaşımızı düşünelim;
  • Bu kişinin başvuracağı yollardan bir tanesi tutumunu değiştirmektir, aslında fabrikanın yarattığı sorunun çok da büyük olmadığını, başka yerlerde çok çok fazla temiz havanın zaten var olduğunu düşünmeye başlar
  • Tutumundan ziyade davranışını değiştirir ve çok kolay olmasa da işinden istifa eder, şirketinden ayrılır.
  • Yaşadığı çelişkiyi çok önemsemez, buna çok odaklanmamayı tercih eder, bakmakla yükümlü olduğu ailesinin çok daha önemli olduğuna inanır.
  • Çelişkiyi azaltmak adına yeni faktörler bulmaya çalışır, aslında çalıştığı fabrikanın insanlara çok güzel ürünler sunduğunu, faydalı işler yaptığını düşünmeye başlar.
Aslında hepimiz bir yerlerde tutarsızız, ve bir şekilde öyle olmamaya çalışmak adına gerek tutumlarımızı gerekse davranışlarımızı değiştirme eğilimine sahibiz. Biraz üzerinde düşünmek lazım şimdi, sadece iş yaşamımız için değil aslında, tüm hayatımız için.

Dediğim gibi aslında bu bir farkındalık yazısı... :)

2 yorum:

  1. Bu etkinin bize neler yaptirabileceginin ekstrem ornekleri icin, Ramachandran'in Phantoms in the Brain'de bahsettigi, bazi sol yani felcli hastalarin durumlarindan habersiz sekilde yasamalari, ve sol yanlarini kullanmalari istendiginde felcli olduklarini kabullenmeyip farkli bahaneler uydurmalari gibi klinik vakalar incelenebilir. Bilissel celiskilerdeki kisisel favorim ise, birine bir iyilik yapmak zorunda kaldigimizda bunun yarattigi tansiyonu cozumlemek icin bilincimizin o kisiye karsi bir yakinlik hissiyati gelistirmesi, bu durumun da ona tekrar iyilik yapma olasiligimizi arttirmasi (The Ben Franklin effect). Peki bu bilgi gercek hayatta ne isimize yarayacak? Birinden size kucuk bir iyilik yapmasini isteyin. Kisa sure icinde karsiligini vermeyin ;)

    YanıtlaSil
  2. yorumun için teşekkür ederim, özellikle birinin yakınlık hissiyatı geliştirmesi örneği için :)
    geçen hafta derste şöyle bir örnek verilmişti; 2 arkadaş sinemaya gidiyorlar ve biri filmi çok beğendiğini söylüyor ve diğerinin fikrini soruyor. Diğeri beğenmediyse eğer önce beğendiğini söyler ve sonra gerçekten beğendiğine inanır, ve aynı zamanda ekstra yakınlık da hissedebilir dediğin gibi :))

    YanıtlaSil