30 Haziran 2013 Pazar

İşyeri Narsisizmi… (müdürler/liderler ve günümüz olaylarıyla bağlantısı!)

En son yazımı yazalı neredeyse 8 ay olmuş – gerçekten bu kadar uzak kalacağımı düşünmemiştim ilk yazmaya başladığımda aslında. Ama bazen hayatın bize neler getireceğini kestiremiyorsunuz ve tüm planlarımız bozulabiliyor maalesef. Önemli olan aynı güç ve motivasyonla geri dönebilmektir bu yüzden.

Bir gün bloğumda bu durumumla ilgili de yazı yazmayı düşünüyorum – çalışanın yaşadığı travmatik olaylar ve müdürünün/ekip arkadaşlarının gösterdiği farklı yaklaşımların bu çalışan üzerindeki etkisi…

Ama şimdilik konumuz farklı; son 1 aydır yaşadığımız can sıkıcı olaylarla da az çok bağlantısı olduğu için narsisistik liderlerin şirketlerdeki dinamiklerini anlatmaya karar verdim.  


Önce narsisizmin ne olduğunu iyi anlamamız gerekiyor – çok kaba bir şekilde insanın kendisine aşık olması diyebiliriz aslında, ama tabii ki çok daha ayrıntılı ve derin bir anlamı ve farklı dinamikleri olan bir terimdir.  İnsanları etkileme, göz boyama konusunda çok başarılıdırlar. Karşı taraftaki kişinin neyi duymak istediğini çok iyi fark ederler. Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar işe devam ederler. Freud’a göre narsisizm, dış dünyadan soyutlanan libidonun egoya yönlendirilmesi; yani tüm enerjinizi benliğinizde topluyorsunuz ve farklı şekillerde dışavurumunu gerçekleştiriyorsunuz, ama bu dışavurumlarda kaynak hep benlik oluyor. Dış dünyadan bu kadar uzak olunca, aslında farkında olmadan daha da anlaşılmaz ve yalnız bir toplumda yaşadıklarını düşünmeye başlar bu insanlar ve ortaya çıkan korkuyla da kendilerini çok daha fazla kapatırlar. Ve işte bu yüzdendir ki günün sonunda aslında çok hassas bir özsaygı/ özdeğerleri (self-esteem) vardır bu insanların.

İşte bu noktada, aslında güçlü özgüvenleriyle karşımızda duran müdürlerin/liderlerin sadece sorumluluklarının azaltılmasıyla bile benlik saygılarına çok ciddi bir yara aldıklarını görebiliyoruz.


Narsisistik liderlerin aynı zamanda karizmatik lider özelliklerini taşıdıklarını söylemek çok da yanlış olmaz bu arada – Weber, karizmatik lider terimini kutsallığı bağlılıktan, kahramanlıktan ya da örnek bir karakterden kaynaklanan kişisel bir otorite olarak tanımlamıştır. Yani takipçiler liderlerin açıklamalarına gözü kapalı inanır, direktiflerine kayıtsız şartsız itaat eder. Belki bunlar size şirketlerde olamayacak kadar abartı gözükebilir ama sadece uç noktalardan bahsederek daha açıklayıcı olmak istiyorum aslında. Günümüz Türkiye’sinde ise yönetime ve takipçilerine bakarsak bunların birebir örneğini görebiliyoruz maalesef.

Dönelim narsisistik müdür/liderlerin aldıkları yaralara. Bu kişiler, balonlarını söndürecek herhangi bir olayda anında narsistik yaralanma yaşarlar ve bu olaylar sandığınız kadar aşırı büyük olmak zorunda da değil – hesaplanmamış, beklenmeyen bir eleştiri bile kalıcı yaralanmalarına yol açabiliyor.  Her ne kadar kısa süreli baktığımızda ve her şey iyi gidiyorken narsisistik müdürlerin etkileyici, ikna edici ve hırslı özelliklerinin özel sektör koşuşturmacasında çok yararlı olduklarını düşünenler varsa da, uzun dönemli bakarsak ve özbenlik yaralanma olasılıklarını düşünürsek aslında çok ciddi iletişim ve performans problemleri yaratabiliyorlar. Florida State Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün yaptığı araştırma da fazla narsisistik çalışana sahip şirketlerin daha az iş tatmini, kalite ve daha yüksek stres seviyesine sahip olduklarını göstermiş.

Narsisistik yaralanma yaşayan müdür/liderler önce saldıracak bir yer ararlar, yaşadıkları tehdit karşısında korkularını başka yerlere odaklanarak yansıtırlar. Kendilerini farklı açılardan ifade etmeye başlarlar ama bunlar genelde agresyon krizleri şeklinde kendini gösterir. Yaptıkları sözde iyi ve olumlu şeyleri anlatarak tekrardan benliklerini korumaya ve değerlerini yükseltmeye çalışırlar. Ve bunu da en rahat yapabileceklerini düşündükleri kişileri/durumları kullanarak yaparlar. Bu senaryoyu da aslında yine şu son bir aydır çok iyi gözlemliyoruz.

Peki neler yapabiliriz bu insanların yanında? Pek tabii ki her işyerinde böyle insanlardan mutlaka vardır, hele bir de bu kişi sizin direkt müdürünüz ise bir takım önemli noktaları gözden kaçırmamak gerekir. Yazım çok uzadığı için ve daha da uzatmak istemediğim için şimdilik önerileri madde madde yazacağım, ayrıntılara başka bir yazıda bakarız;

Kolay yol onları oldukları gibi kabul etmek ve çok yakınlarında olmamaktır. Zor yol ise onlara değişmeyi öğretmektir – değer verdikleri şeylerin kaybını onlara göstermek ve bunu ciddi bir şekilde yaptığımızı anlamalarını sağlamak çok önemli bu noktada ve ciddiyetimizi göstermek adına mümkünse madde madde hatalarını göstermek, onların ilgisini çekecek şekilde bir destek planı hazırlamak gerekiyor.

Hiçbir şeyi kişisel algılamamak önemli, her ne kadar zor olsa da onların yaşadığı zorlukları da anlamaya çalışmalıyız. İnsanlar durduk yere bu noktaya gelmezler, mutlaka temelde yatan bir takım travmatik deneyimler vardır. Onların önem verdiği noktalara odaklanarak hem zekamızı gösterin hem de güvenlerini kazanmamız lazım.

Eğer bu kişiler tüm şirketi yöneten biriyse (ya da diyelim tüm devleti) o zaman daha kolektif bir şekilde bunları yapmak gerekir tabii ki – zayıf noktaları buldukları zaman bunları hemen özdeğerlerini yükseltmek için kullanacakları gerçeğini unutmamak gerekir. 

Bu konuda her geçen gün daha da başarılı olduğumuzu görmek gerçekten umut verici :)

Teşekkürler...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder