11 Temmuz 2013 Perşembe

'BAĞZI' Psikolog ve Doktorlar...

Çalışan psikolojisinin çok farklı bir boyutunu taşıyor bu yazı. Genelde hepimizin aklına hep plaza çalışanları gelir bu tarz konular gündeme geldiğinde; ama sağlık sektörü ile ilgili yapılmış milyonlarca çalışma, analiz ve tartışmalar da var aslında.

Sağlık sektörü denilince tabii ki akla bir çok iş/pozisyon gelir ama ben burada sadece psikolog ve doktorlardan bahsetmek istiyorum - ve şimdiden söyleyeyim, ben burada tüm yaşadıklarımı açık açık paylaşacağım...
Aşağıdaki yazı benim tam 1 sene önce facebook'ta paylaştığım bir yazıdır;

LÜTFEN PAYLAŞIN!

2 sene sonra yeniden master için hazırlanmaya başlayınca bazı şeyleri daha fazla sorgulamaya başlıyor insan, ya da daha subjektif oluyor...

1 senelik üzücü bir dönemden sonra, o dönemimle ilgili hassasiyet gösterdiğim için önce durumu normal karşılayan hocamın aradan 1 ay geçtikten sonra aslında doğru olmadığını ve okulu dondurup, terapiye gidip seneye her şeye baştan başlamam gerektiğini söylemesi bence uzman klinik psikoloğa yakışan bir durum değildir.

Hele bu kişi bile her psikoloğun kendine göre hassas olduğu bir konunun olması, hatta o durumdaki danışanlarla görüşmeme ihtimalinin olması gibi gerçekleri anlatıyorsa... Hele bu kişi burs dışında hiç bir maddi geliri olmayan kişiden hem okulu/bursu dondurup hem de terapiye gitmesini istiyorsa... Hele bu kişi master'a girebilmek için bizlerden başka bir yerde çalışmama şartı istiyorsa... Ve hele bu kişi bir de benim ne hissettiğimi bile sormuyorsa...

Herkes klinik psikolog olamaz.

Aynı benim başka sebeplerden dolayı olamadığım gibi...




Aradan uzun bir zaman geçti ve bu sefer de bir ameliyatımın sonunda yeni bir klinik psikologla tanıştım geçen senenin sonunda. Hastanenin bir hizmetiymiş bu, ameliyattan sonra yarım saatlik bir görüşme, ve eğer ihtiyacı olduğunu düşünürlerse devamını da getiriyorlarmış tabii ki. Henüz kanser teşhisi konmamışken, karşıma gelip 'kanser çok zor bir durumdur, hele ki bu yaşta. bence bir hobi edinmelisin ki daha kolay atlatabilesin bu durumu' diyen bir psikoloğu ben ne kadar ciddiye alabilirim ki. Bir hobim olup olmadığını bile sormamıştı :) Ayrıca önceki deneyimlerden her psikoloğu o kadar da dikkate almamak gerektiğini öğrenmiştim. Günün sonunda, odamdan çıktı ve dışarıda bekleyen arkadaşlarıma 'Arkadaşınız çok iyi, hiç bir problem yok' demiş ve gitmiş.

Bir de doktorlar var. Ben hem devlet hem de özel hastanede çok fazla vakit geçirmiş bir kişiyim ve her türlü doktorla bir araya geldiğimi düşünüyorum. Kimisi çok sevecen ve en ince detayına kadar her şeyini anlatırken, kimisi sen sorsan bile çok fazla bir şey aktarmayan insanlar maalesef. Sessiz duruşları ve tereddütlü bakışları bizi için için mahvederken karşılarında ezilip büzülüyoruz belki bazen. Bazen yüzümüze bile bakmadan kısa 1-2 cümle kuruyorlar ve sıradaki hastanın gelmesini istiyorlar. Ve siz öyle ortada kalıyorsunuz sorularınızla beraber... İşte bundan sonrası daha da kötüleşiyor, hemen yakın doktor tanıdıklarınızı aramaya başlıyor, internetten yalan yanlış bir şekilde bir kaç bilgi kapmaya çalışıyor ya da aynı durumu yaşayan arkadaşlarınız/akrabalarınız varsa onlarla karşılaştırıp anlamaya çalışıyorsunuz durumunuzu.

Bütün bu anlattıklarım üzerine özellikle belirtmek isterim ki hem psikologluk hem doktorluk kesinlikle çok saygı duyduğum mesleklerdir. Hem çok sevdiğim doktorlarım var, hem de psikolog/doktor olan çok yakın arkadaşlarım var. İşte bu yüzden işin arka yüzünü biraz daha iyi görebiliyorum, doğru/yanlış ayrımını irdelemeden onların da neler yaşadığını ve hissettiğini görebiliyorum. İşte bu yüzden bu mesleklerin 'çalışan psikolojisi', aslında birçok meslek grubundan çok daha farklı.

Yukarıda anlattıklarım hasta gözünden anlatılmış hikayelerdi tabii ki. Diğer pencereden baktığımızda aslında çok farklı dinamiklerin olduğunu görebiliyoruz.

Doğrudan hizmet sektöründe çalışan insanların diğer meslek gruplarına göre duygusal açıdan daha fazla etkilendiği gerçeğini hepimiz anlayabiliriz. Sağlık çalışanları da hizmet sektörü içerisindedir ve her gün bir çok farklı yaş, cinsiyet, kişilik ve tabii ki hastalıkta olan insanlarla iletişim kurmak zorundadırlar. Hepimiz işimizde otomatikleşiyoruz aslında bir noktadan sonra, ama onlar otomatikleştiğinde bunu kabullenemiyoruz. Bence hala tartışılması gereken bir konu tabii ki, ama belki de bir noktaya kadar. Genç doktor bir arkadaşım, bir kişinin mesela beyin cerrahı olabilmesi için büyük bir soğukkanlılıkla ve ciddiyetle ameliyatı yapması gerektiğini anlattı - işin içine duygusallık girerse bu durumun o doktorun aslında karar alma mekanizmasını bile etkileyebileceğini belirtti.

Yaklaşık 20 yıldır cerrahlık yapan başka bir doktor ise 20 yaşındaki genç bir kız trafik kazası sonucu sağ ayağını kaybederken büyük bir olgunluğu taşıyabilecek gücü gösteriyorken, hemen arkasından gelen 35 yaşındaki bir kadının elinde küçük bir kesik olmasını çok büyük bir olay yapmasını bazen anlayamadıklarını ve belki de bu yüzden iletişim konularında bazen gerçekten sıkıntılar doğabildiğini belirtti. Aslında kendilerinin de öz-motivasyon sahibi hastalarla olma ihtiyacını anlattı.

Özel hastanede çalışan bir doktor aslında normal hayatta çok hareketli, çok salaş giyinen ve insanlarla rahat konuşan biri olduğunu ama bu hastanede olmanın gerektirdiği bir takım kurallar çerçevesinde şık (ve hatta marka) kıyafetler giydiğini, her daim sakin ve ciddi konuştuğunu ve sırf bunun bile onu çok yorduğunu belirtti. İşte biz buna 'duygusal emek' diyoruz - ve literatürde hastane çalışanları ve duygusal emek üzerine maalesef çok fazla sayıda çalışma/araştırma yer almıyor, yapanlar ise bu eksiklikten çalışmalarında hep bahsediyor.

Klinik psikologlar için de durum aynı aslında, o yüzden çok farklı bir şey söylemeyeceğim. Yukarıda bahsettiğim hastanedeki klinik psikoloğa bir kaç ay sonra gittim ve bu durumu, kendi tarafımda hissettiklerimi anlattım. Yoğunluktan bazen çalışanlar arası yeterli bilgi alışverişinin olmadığını, aslında bu tarz noktalara çok dikkat ettiğini anlatıp üzüntüsünü belirtmişti.

Sağlık sektörü çalışanlarını daha fazla dinlemek gerekiyor günün sonunda, özellikle Türkiye'de bu konuda daha fazla ve detaylı çalışmaların yapılması ve gerekirse eğitimler verilmesi gerekiyor bu zorlukları aşabilmek adına. Onların üstündeki yüklerin azalması ve bizim de bazı şeyleri anlamaya çalışmamız demek aslında yine hepimizin (hem fiziksel hem de ruhsal) daha sağlıklı  bir toplumda yaşaması demektir.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder