12 Ağustos 2013 Pazartesi

Tükenmişlik Sendromu (ve yaz tatilim...)

2 aydır çalışmıyorum ve bu gerçekten çok güzel bir duygu :) ama yarın yeniden iş hayatına geri dönüyorum...

Radikal bir karar alıp çalışmama gibi hiç bir lüksüm yokken çalıştığım yerden ayrıldım ve tamamen kendime odaklanarak yeni bir başlangıç yapmak istedim. İşsiz kalmanın en iyi yanı aklınızda olan planları hayata geçirebilmeniz, istediğiniz gibi dolaşabilmeniz ve istediğiniz keşiflerde bulunabilmeniz. Kötü olan yanı ise tabii ki parasızlık - benim gibi bekar olan biri için katlanılması daha kolay bir durum aslında parasızlık, bu yüzden herkese önerilebilecek türden bir şey değil. Belki de benim de bir daha böyle bir lüksüm olmayacak.
Bu 2 ay boyunca çok yeri gezdim ve çok insanla tanıştım, ne iş yaptığımı soranlara sadece okuduğumu ve çalışan psikolojisi ile ilgilendiğimi söyleyince hemen herkes inanılmaz heyecanlandı. Kendi dertlerini anlatmaya başladılar, neden insanlar çalışır ya da en büyük motivasyon nedir gibi sorular soranlar oldu, beyaz yakalı bir çalışan müdürünün yaptığı ahlaksız teklifleri anlatırken, bir ayakkabı satıcısı şu anda kendisini gözlemleyip rapor mu hazırlayacağımı bile sordu :)
Belki de bunlardan ayrı bir yazıda kısa kısa bahsederim, ama şimdilik bu süre boyunca en çok karşılaştığım konuyu burada paylaşmak istedim; Tükenmişlik Sendromu!


Son zamanlarda çok fazla konuşulan bir konu 'Tükenmişlik Sendromu' – öyle ki, ‘Evet, sanırım ben de tükendim.’ diye başlayan cümlelerin sayısı her geçen gün artmaya başladı etrafımda.
Peki, nedir bu tükenmişlik sendromu?

Bu sorunun cevabını vermeden önce bir hastalığı, rahatsızlığı (aslında herhangi bir konuyu) bilmenin, en azından adını duymanın bizde ne gibi etkiler yaratabileceğini düşünelim. Her ne kadar doğru bir tabir olduğunu düşünmesem de, ‘Cahillik mutluluktur.’ dediklerinde aslında anlatılmak istenen önemli bir ayrıntı vardır; eğer bir kavramı bilmiyorsanız, o kavramla ilgili olumsuz tarafları da hiçbir zaman bilmemeniz ve dolayısıyla bunun üzerinde çok düşünmemeniz, çaba sarf etmemeniz ve önemlisi de farkına varmamanız çok doğaldır. Tükenmişlik Sendromu kavramını duyan çalışanların, konuyla ilgili birkaç yazı okuması onlarda yanlış bir farkındalık oluşturabilir ve yaşadıkları her deneyimi sendromun bir belirtisi gibi düşünüp özdeşleştirebilirler ve böylece karamsar bir ruh haline girebilirler. Kişisel gelişim eğitimlerinde de üzerinde durulması gereken en nokta da budur aslında – bir farkındalık kazandırmak, yeni bir bilgi/kavram öğretmek istiyorsanız bunu gerçekten çok iyi bir şekilde yapmanız gerekiyor.

Tükenmişlik sendromu nedir?
Bu sendrom için kısaca hayatın getirdiği yoğun stres, baskı ve talepler karşısında ruhsal ve fiziksel anlamda enerjinin tükenmesi ve buna bağlı olarak yorgunluk, umutsuzluk, motivasyon eksikliği gibi durumların yaşanması diyebiliriz. Bir anda ortaya çıkan bir durum değildir tabii ki, aylar ve hatta yılların getirdiği bir birikimdir aslında. Çalışanlarda tükenmişlik sendromu, iş bırakmaya kadar gidebilen bir dizi süreçten oluşur ve birkaç temel evresi vardır;
İlk başta normalden fazla enerji ve umutla bakarlar iş hayatlarına, beklentileri hep çok yüksek olur. Daha sonra zamanla (ve yüksek beklentiler gerçekleşmediğinde) umut ve enerji azalmaya başlar, işiyle ilgili mutsuzluk belirtileri gün yüzüne çıkar. Bu belirtiler arttıkça hiçbir kontrolünün olmadığını düşünmeye başlarlar ve tamamen kısıtlanmış, çaresiz hissederler. Bu durum zamanla genel umutsuzluk, kaçınma, duyarsızlaşma ve hatta nefrete dönüşür – iş hayatından kopmanın ilk adımları böylece başlamış olur.

Tükenmişlik mi, başka bir şey mi?
Özellikle stres ve depresyon, belirtileri itibariyle tükenmişlik sendromuyla benzerlik göstermektedir; bu yüzdendir ki çalışanlar ortak semptomları yaşadıklarında hemen tükenmişlik sendromunda olabilecekleri ihtimallerini akıllarına getirmektedir. Bunların aslında çok farklı dinamiklerinin olduğunu bilmek bu yüzden önemlidir. Stres yaşayan insanlarda tükenmişlik sendromunda olduğu gibi bir durağanlaşma ya da enerji kaybı yoktur, tersine daha aceleci ve sabırsız davranışlar gösterirler. Bir yerden hemen başlamak isterler, oysaki tükenmişlikte harekete geçmek bile neredeyse imkânsızdır. Depresyon ise hayatın her alanını kapsayan bir duygu durumudur, tükenmişlikte olduğu gibi sadece yaptığımız iş ile ilgili değildir.

İşkoliklik ve tükenmişlik
Yapılan araştırmalar bu iki kavram arasında yüksek korelasyon olduğunu gösteriyor. Gerçekten de uzun vadede düşündüğümüzde iş dışındaki aktiviteleri tercih etmeyen, işine bağımlı olan, çalışmadığı zamanlarda bile iş düşünen insanların bir noktadan sonra enerji kaybı yaşamaları gayet olasıdır. Ayrıca işkoliklik demek örgüte/şirkete bağlılık demek de değildir, dolayısıyla tükenmişlik sendromundaki gibi çalıştığı yerden uzaklaşma düşüncesi onlar için de hiçbir zaman zor olmamaktadır.

Neden olur ve şirket olarak ne yapabilirsiniz?
Sebeplerini bildikten sonra alınabilecek olası aksiyonlar da daha iyi belirlenebildiğinden iki başlığı beraber anlatmak istedim. Tabii ki bu sendromu başlatan ve/veya hızlandıran birçok farklı neden var ve bunların hepsinin mutlaka tükenmişlik sendromuna yol açması gibi bir durumları da yok ama genel itibariyle hepsinin çalışan psikolojisini nihayetinde kötü etkilediğini çok rahat söyleyebilirim. Dolayısıyla tek tek hepsine dikkat etmekte fayda var;
  • Görev tanımlarının net olmaması, beklentiler ve sorumlulukların belirsizliği, rol çatışması
  •  Yetersiz yönlendirme ve eğitim
  •  Çalışanlar arası sosyal destek yetersizliği, ilişkilerin rahatsız edici olması, mobbing
  • Yorucu ve uzun, fazla çalışma saatleri, iş-özel hayat dengesinin olmaması
  • Aşırı sorumluluk ya da hiçbir kontrolünün olmadığı düşüncesi
  • Adaletsizlik, etik değerlerin yetersizliği/uygulanmayışı

Bütün bunları ele aldığımızda aslında İK ve/veya yönetim ekibi olarak her zaman dikkat edilmesi gereken noktalardan farklı bir şey olmadığını görebiliyoruz. İş yüklerinin dağlımı, görev tanımları, yeterli kontrol ve destek, iletişim, saygı, kültür ve adalet önceliklendirilmesi gereken konular her zaman.

Neden tüm bunlara neden dikkat etmeliyiz?
Öncelikle kendi kendine geçmeyen, kesinlikle destek gerektiren ciddi bir durum olduğunu unutmamak gerekiyor. Araştırmalar, tükenmişlik sendromu yaşayan ya da yaşayacak olan çalışanların bulunduğu şirketlerde çalışan bağlılığı, iş tatmini ve verimliliğin çok düşük olduğunu ve tabii ki iş gücü devir oranının çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, çalışanların duygusal ve fiziksel bitkinliklerine, kişisel başarılarının azalmasına ve duyarsızlaşmalarına neden olabilecek tükenmişlik sendromu, öncelikli olarak insani değerlerin önemi açısında ve daha sonra çalışan performansı ve şirket başarısı açısından dikkat edilmesi ve proaktif davranılması gereken bir konudur.

6 yorum:

  1. Hepimizi tüketiyor iş hayatı.. Bu sebeple böyle güzel bilgilendirmelere kendimiz psikolog olsak dahi ihtiyaç duyuyoruz.. Zamanında paylaşılmış güzel bir yazı.. teşekkürler!

    YanıtlaSil
  2. bu güzel ve cesaretlendirici yorum için asıl ben teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  3. hayatta belkide 1 kez kullanabileceğimiz bu lüksü en azından tam zamanında kullanmak gerek :) paylaşım için teşekkürler ...

    YanıtlaSil
  4. benim için daha iyi bir zamanlama olamazdı :) teşekkürler..

    YanıtlaSil
  5. gercekten psikoloji mezunu olup, çalışma ortamında insan ilişkilerine kafa yormamak .8hatta bazen gereğinden fazla) elde değil:) okurken sanki kendi yazdığım bi günlükten okuyormuşum gibi hissettim:) eline sağlık
    Cana

    YanıtlaSil
  6. Çok teşekkür ederim, çok sevindim gerçekten :)

    YanıtlaSil