22 Ağustos 2013 Perşembe

‘Y Kuşağı’ Gözüyle Çalışan Psikolojisi

Bu yazı benim bir dergi için yazdığım yazıdır aslında, bu yüzden çalışan psikolojisini genelden anlatan bir yazı ve ayrıca sanki bir bloğun ilk giriş yazısıdır. Bunu dikkate alarak okumanızı rica ediyorum J

Y kuşağı üzerine yazılan çok yazılar var, çok araştırmalar yapılmış ve hala devam edenleri de var. Zaman ilerledikçe Z kuşağına odaklanmaya başlayanlar da oldu tabii ama Y kuşağı konusunun heyecanı ve enerjisi aslında hiçbir zaman bitmedi. Öncesinde sadece yeni mezunlar için ithaf edilen bir kavram iken artık yönetici takımında da yer alan bir kuşak olduğu için şirketlerdeki tüm dinamikler de önceki kuşakların gözünde tamamen değişmeye başladı ve belki de bu yüzden öncesinden çok daha anlaşılması güç bir hale geldi bu kuşağın çalışanları ve beraberinde getirdikleri.


çalışan psikolojisi nereden çıktı?

Y kuşağının dinamiklerini ayrıntılı bir şekilde anlatmadan önce bir de çalışan psikolojisinin ne demek olduğunu anlamamız gerekiyor. Psikoloji denilince genelde akla klinik vakalar gelir, bir kişi psikoloğun karşısına geçer ve başlar anlatmaya – psikoloji mezunu olduğumu söylediğimde nasıl hastalara bakıyorsun sorusu bile aslında bu durumu çok net gösterebiliyor. Klinik psikoloji dışında toplum ve kültürlerle ilgilenen sosyal psikoloji, çocuk ve ergenlerle ilgilenen gelişim psikolojisi, beynin işlevini ve zihinsel süreçlerle ilgilenen bilişsel psikoloji gibi birçok alt dalı vardır aslında psikolojinin. Endüstriyel ve Örgütsel Psikoloji ise benim şu anda bahsettiğim konuyla alakalıdır; psikolojinin çalışma ile ilgili olan her şeyini kapsayan bir alt dalıdır aslında – çalışan psikolojisi, benim daha çok kullanmayı tercih ettiğim ve bu alanın (ve aslında aynı zamanda klinik psikolojinin) kapsamında yer alan bir terim.

y kuşağı kimdir?

Ben de ‘Örgütsel Psikoloji’ alanı ile ilgilenen bir psikolog olarak ve ayrıca bir y kuşağı (ve özel sektör) çalışanı olarak bizleri kendi gözümden anlatmak istedim. Literatüre baktığınızda y kuşağı 1970’ler sonu-1990’lar sonu arasında doğmuş kuşak olarak tanımlanıyor, tabii ki bu kadar katı düşünmemek gerek – yaşadığımız bölge, yetiştiriliş tarzımız ve gelişim dönemindeki deneyimlerimiz bizleri hep şekillendiren unsurlar. 

Ama genel olarak bu yıllarda büyüyen bizlere baktığınızda çok küçük yaşlarımızdan itibaren X kuşağından farklı olarak teknolojinin gelişimini nasıl hızla ilerlediğini gözlemlemiş, farklı iletişim şekillerini beraber keşfetmiş, hızla büyüyen pazarlama dünyasının içinde birçok uyarana maruz kalmış bir kuşak olduğumuz çok aşikâr; ve tüm bunları kendi kendimize öğrendiğimiz gerçeği (çünkü bizden öncekilerin genel olarak yabancı olduğu gelişmelerdi) bizi aslında diğer herkesten ayıran en önemli özelliklerden biri olmuştur bence.
Hepimiz her şeyi bir anda internet yoluyla öğrenmeyi öğrendik, istediğimiz bilgiye ulaşabilmenin çok kolay olduğunu keşfettik, istediğimiz kişiyle istediğimiz şekilde konuşabildik, iletişim kurmanın hiçbir sınırı olmadığını anladık. Bunların tümünü bir anda görmedik en önemlisi, biz aslında tüm bu süreçlerin zaman içerisinde nasıl geliştirildiğini, nasıl iyileştirildiği ve aslında en başta nasıl oluşturulduğunu gördük. Belki de bu yüzdendir ki her zaman hep daha iyisinin olabileceğine inanındık, hep daha ilerisini görmeye çalıştık aynı hızda.

Pek tabii, bu değişim ve gelişim çağlarında eğitim çok önemli bir kriter haline gelmeye başladı. Sadece üniversite diploması değil, aklımızda hep yüksek lisans ve hatta doktora düşünceleri oldu; üniversite okurken de hep kendimizi geliştirecek aktivitelere zaman ayırmaya çalıştık, tek bir alana bağımlı kalmamayı tercih ettik.

Bu kadar çok internet kullanımı, bu kadar çok okuma gerekliliği (ve isteği) kimilerine göre bizi sosyallikten
uzaklaştırdı, biz önceki kuşağın çocukları bizim insani ilişkilerden uzak olduğumuzu düşündü. Aslında sadece bunları yaşayış şekli değişmişti – herkesten çok daha fazla sosyal aktivitelere katıldık, çok daha fazla iletişim kurduk, daha fazla konuştuk ve paylaştık, daha fazla eğlenecek hobiler bulduk ve çok daha fazla gezdik, keşfettik, farklı gruplar kurduk tüm bunlar sayesinde.

şirketlerde y kuşağı

Şimdi y kuşağı olarak şirketlerde büyük bir çoğunluğu oluşturmaya başladık bile. Bizim için öncelikli değerlerden birisi otonomi – liderlik pozisyonlarından çok otonomi arayışı içinde oluruz, çünkü genel hayata bakış açımızın ve duruşumuzun iş hayatında da aynı olmasını bekleriz. Aslında teknoloji geliştikçe, yıllar geçtikçe iş hayatı ve özel hayatımız birbirinin içine o kadar çok giriyor ki işyerlerindeki otonomimize ciddi yaralar açabilecek durumları tüm hayatımızı etkileyecek tehditler olarak görebiliyoruz – ve evet, kabul ediyorum, bazen bu isteğin sınırı o kadar çok aşılabiliyor ki kimi şirketlerdeki genel düzen içinde uyumsuzluklar olabiliyor.

Ağdalı cümleler yerine gelişigüzel ve direkt cümlelerle kendimizi ifade etmeyi seviyoruz, bu tarzımız bazen kabalık veya küstahlık olarak algılansa da aslında böylece yanlış anlaşılmaların sayısını azaltmış oluyoruz.

Her ne kadar dışarıdan bireysel bir yaşam tarzımız olduğu düşünülse de özellikle şirketlerde takım çalışmasına önem veriyoruz, özellikle bir takım/proje içerisinde yer alan çalışma arkadaşlarına çok fazla değer veriyoruz çünkü etkili bir çalışmayla hep beraber çok daha güzel başarıların geleceğine inanıyoruz. Tabii ki, takım başarısının yanında bireysel olarak da fark edilmek ve takdir edilmek bizim için çok önemli.

Bir yandan işbirliği olsun, saygı olsun ama bir yandan da zorluk olsun, meydan okuma olsun istiyoruz – kendimizi geliştirmek anlamında verimli bir yerde çalıştığımızı bilmek bizi daha da motive eder yaptığımız işe. İşte tam olarak da bu yüzden sürekli geribildirim almak önemli bir hal alıyor – sanılanın tersine otonomi sağlamak bir işi anlatıp sonra tüm sorumluluğu ona vermek ve bir daha çok da ilgilenmemek olarak düşünülüyorsa bir şirkette, o zaman y kuşağının kalıcı olmalarını bekleyemezler. Yaptığımız işin sonuçlarını, etkilerini de görmemiz ve duymamız bizim daha hızlı sürede kendimizi çok daha fazla geliştirebilmemiz demektir.


Y kuşağı ile ilgili söylenecek çok şey var, çok fazla sayıda yapılmış araştırmalar, devam eden gözlemler var tabii ki; ama şimdilik bu kadar diyelim…

3 yorum:

  1. Tam bir "challenge accepted" kusagiyiz=)

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil