21 Aralık 2013 Cumartesi

'Rol' Stresi

Bir kaç hafta önce 'Organizasyonlarda Bilişsel Psikoloji' adlı derste işlediğimiz, ve Remzi Boğulayazan ve ekibinde canlı bir şekilde deneyimlediğim, gözlemlediğim bir konu rol stresi. Tabii ki ekipteki herkesi ilgilendirmiyor ama, bunun yüzünden ağlayanını, depresyona girenini, öğrenilmiş çaresizliği ve daha pek çok kötü modda olanını gördüm ne yazık ki.

Zaten literatürde de gerçek hayatta da şu ana üç başlığı görebilirsiniz rol stresinin getirileri olarak;
  • gelecek başarılar için umut/motivasyon eksikliği
  • depresyon
  • kaygı
Tüm bunların uzun süreli bireysel ve örgütsel düzeydeki yansımaları ise işe gitmeme isteğinin artması, işi bırakma, 'turnover' oranlarının artması, duygusal yorgunluk, iş tatminsizliği ve azalan şirket/iş bağlılığı olabiliyor.

Hala bu durumda olmalarına rağmen insanların aynı düzene devam etmelerinin ise birçok sebebi olabilir - kimisi için bu bir meydan okumadır ve sonunda o tatmini yaşamak adına her şeyi yapar, kimisi kişiliği gereği zorlukları sever, kimisi için değişiklik zordur, kimisi için ise ilişkiler ön planda olduğu için yaptıkları işle ilgili büyük kararlar almak istemezler. Kimisi ise sadece kabullenir her şeyi ve yoluna devam eder.

Peki nedir rol stresi? Bu konsepti ortaya atan Kahn'a göre üç tane kaynak var bu stresi ortaya çıkaran;

  • rol çatışması (role conflict)
  • rol belirsizliği (role ambiguity)
  • fazla rol yükü (role overload)
Yıllar sonra ise bu kaynaklardan yola çıkan Bhagat, örgütsel rol stresini şöyle tanımlamıştır; kişinin işle ilgili rollerindeki belirsizlik ve çatışma arttığı zaman, rolün getirdiği yükler fazla olduğu zaman ortaya çıkan sorun yaratacak düzeyde çevresel talep ve yarattığı ruh hali.

Açıklamaya gerek yok bu kaynakları, yine de kısaca bahsetmek gerekirse rol çatışması beklentilerin çalışanın üstlendiği rol ile uyuşmaması durumunda ortaya çıkar. Rol belirsizliği, çalışanın açık ve net hedeflerinin olmaması, yetkilerin ve sorumlulukların anlaşılır bir şekilde belirlenmemiş olmasıdır. Fazla rol yükü de bildiğimiz üzere belirlenen bir süre içerisinde gereğinden fazla yapılacak işinin olması sonucu ortaya çıkar.

Bu arada stres aslında her zaman kötü bir şey değildir. Belli bir seviyedeki stres kişiyi daha fazla çalışması için harekete geçirir, 'challenge' duygusunu ortaya çıkarır ve bu yüzden performansı arttırır. Çatışma, sıkılma oranını azaltır ve yaratıcı olmanı tetikler...

Önemli nokta, bu stres düzeyinin benim becerilerimin ve kaynaklarımın bana zarar verecek kadar fazla üstüne çıkmaması.

Her şey iyi hoş da, bu stresi yaşayan ve bundan dolayı mutsuz olan çalışanların ne yapması gerek? Bu konuda henüz emin değilim, gelip üzerinde bir konuşalım bence -zira benim uyguladığım taktiği herkese öneremem (?)

Son olarak;
Bu kısa ama öz yazıyı yazmama ilham veren Remzi Boğulayazan'a teşekkürlerimi bir borç bilirim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder