20 Mart 2016 Pazar

siz de mi duygusuzlaştıramadıklarımızdansınız?


O halde güzel, böyle olmaya devam edin.

Hele ülke olarak böyle zor ve çirkin günlerden geçerken daha da ihtiyacımız var duygularımıza. Zira bir kere kapattık mı duygularımızı, sonra taş gibi bir kalple yaşamak zorunda kalıyoruz.

Bu yüzden lütfen duygusuzlaşmayın...



'We cannot selectively numb emotions. When we numb the painful emotions, 
we also numb the positive ones.' - Brene Brown

Bugüne kadar birçok şirkette 'Profesyonel Yaşamda Duygu Yönetimi' adı altında seminer verdim. Başlık sıkıcı biliyorum, belki konu da çok sıkıcı. Son yaptıklarımda artık biraz daha keyifli hale getirebilmeyi öğrendim ben de zaten. Şimdi de burada azıcık ucundan bahsetmek istiyorum bu konuyu.

Bir kere profesyonel yaşama özel, spesifik bir duygu yönetimi tekniği diye bir şey yok. Hatta duygu yönetimi kavramı bile tek başına tartışılıyor çoğu yerde, duygular gerçekten yönetilir mi gibi sorular dönüyor kimi zaman.

O zaman hemen ana fikre geçiyorum ve duyguları sağlıklı bir şekilde yaşamak diyorum ben buna. Yani duygu yönetimi derken genelde yanlış anlaşılan şeyi yapmamak, duygularımızı bastırmamak gerekiyor, yoksa insan olmaktan çıkarız.

Nasıl bir insanın kanser olduğunu öğrendiği anda üzülmesini çok normal karşılıyorsak, yöneticinizin size kaba bir şekilde bir söylemde bulunmasının sinirlendirmesi de o kadar doğaldır.

Kısaca duygusuz bir hayat çok boş olurdu, duyguları yaşamalıyız; öfkelenmeli, üzülmeli, şaşırmalı ve yeri geldiğinde de delicesine kahkaha atabilmeliyiz. Duyguları yaşamalıyız ama uygun, sağlıklı, bize ve başkasına zarar vermeyecek şekilde yaşamalıyız. İşte yönetim dediğimiz,  kontrol dediğimiz şey aslında budur.

Peki neden iş hayatına odaklanıyoruz böylesi bir konuda? Farklı bir yöntem olduğundan değil tabii ki de. Sadece iş hayatının da kendine göre belli kuralları olduğu için aslında, ve hepimizin yaptığımız işe özel belli duygusal emek ve süreçlerden geçmesinden dolayı...

Bir uçak hostesini düşünün mesela, bagajları yukarı kaldırırken fiziksel güç, acil durum çıkışlarını organize ederken zihinsel güç, her gelen yolcuya aşırı kibar ve sevimli görünmeye çalışırken de duygusal bir güç kullanıyor. Ve bazen ve kullanım, tüketme noktasına kadar geliyor maalesef. İş hayatında duygulardan bahsederken daha fazla yazılı ve yazısız kuralların olduğunu unutmamak gerekiyor yani aslında sadece. Belirli davranış kalıplarının olduğunu, olması da gerektiğini...

Burada duygu yönetiminin incelikleri gibi bir konuya girip uzatmayacağım yazıyı. İki önemli nokta var, sadece onlardan kısaca bahsedeceğim;

Birincisi hissettiğimiz duygunun gerçekten ne olduğunu anlayabiliyor muyuz? 1970'lerde yapılmış bir araştırma sadece iş yerinde 135'den fazla duygunun yer aldığını ortaya çıkarmış. Biz tüm hayatımız boyunca hissettiğimiz duyguları sıralasak belki de iki elimizin parmaklarını geçmez. Bugün gerçekten nasıl hissediyorsunuz mesela? Kelimelere dökmeden sadece anlamaya çalışın kendi içinizde.

İkincisi tabii ki bu duygular da yoktan var olmuyorlar. Onlardan önce oluşan bir düşüncemiz olduğu için o düşünceyle alakalı veya onunla şekillenen bir duygu vardır. Algımız gerçekten her şeyi etkiliyor, duygularımız ve davranışlarımız dahil. Mesela şöyle bir şekilde;
Şimdilik burada bitiriyor ve en başta söylediğim noktaya geri dönüyorum: her duygunun var olmasının bir amacı vardır, hepsinin bir işlevi vardır. Bu yüzden yaşayın onları... 

Bu konuda çok tatlı bir animasyon filmi var, bu sene Oscar'ı da aldı zaten. Psikologlar tarafından çok eleştiri aldığı kısımları da var ama yine de keyifli vakit geçirmek isteyenler için kesinlikle öneririm;



Sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder