2 Mayıs 2016 Pazartesi

Çalışanınız depresyonda olabilir...

Belki de yöneticiler için en zorda kalınan durumlardan biridir bu.

Şen şakrak, başarılı, enerjik çalışan gitmiş yerine bambaşka birisi gelmiştir sanki. İletişimi azalmış, her geçen gün daha fazla içine kapanmış, performansı yerlerde sürünmeye başlamış...


Bu kadar kötü bir senaryo olmak zorunda değil tabii, ama çok daha kötüsü de olabilir.

Belki şirketiniz çalışan sağlığı anlamında '10' numara bir kültüre sahip, inanılmaz kampanyalar dönüyor olabilir. Her ay 'wellbeing' dediğimiz hala tam çevrimi yapılamayan kavramla ilgili etkinlikler düzenleniyor olabilir. Sadece beslenmeyle, sporla değil belki de gerçekten psikolojilerine de dokunabileceğiniz bir takım haklar sunuyor olabilir. Aklınıza gelmeyen, 'aa böyle bir şey de mi varmış?' diyeceğiniz türden hizmetlerle tanıştırıyor olabilir şirketiniz çalışanları.

Ama bir yönetici insan olmak dediğimiz varlığın değişken psikolojik/ruh halleriyle ilgili herhangi bir bilgiye, ya da bırakın bilgiyi bir değere sahip değilse şirket ne yaparsa yapsın, o yöneticiye bağlı çalışanlar bunun eksikliğini mutlaka hissedecektir. En nihayetinde hepimizin zaman zaman zor dönemlerden geçebildiğini/geçebileceğini unutmamak gerekiyor aslında.

Diğer unutmamamız gereken önemli nokta ise toplumumuzdaki psikoloji ve psikolog algısı. Maalesef hala duygu durumlarının dalgalandığı zamanlarda insanlar bunu özellikle iş yerlerinde konuşmaktan çekiniyorlar, zira iş yerleri duyguların yeri değil (?)...

Her ne kadar 'duygusal' konular çok fazla konuşulmamaya çalışılsa da iş yerlerinin, sadece mantığın ön planda olduğu yerler olarak ele alınması 1900'ler öncesiydi. Belki çok uzak değil, ne yazık ki. Ama kesinlikle tamamen yıkılmış bir algı. Artık sosyal beceriler, iletişim, insan odağı, duygular... her ne diyorsanız hepsi oldukça ön planda ve önem kazanan olgular.
'Bu zor bir iş, ve ben ciddi biriyim'

Bu yüzden iş yerlerinde de insan olduğunuzu unutmayın.

Küçük Prens'teki şu adam gibi takılmanın hiç bir anlamı yok..

Okumayanlar için: Küçük Prens'ten hayat dersleri 

Bu konuda hemfikir olduysak eğer bir sonraki adıma geçebiliriz: ne yapalım yani?


Okuduğum yabancı bir makalede yöneticilere günlük not tutma yönteminin faydalarından bahsediliyordu. Aslında bunu burada da bir kaç İK çalışanı arkadaşımdan farklı formatlarda ama benzer mantıkta duymuştum. Not tutma dediğimiz şey gözleme dayalı olan bir aktivite tabii ki. O gün çalışanınızla ilgili gözlemdiğiniz belirtileri listeleme, hangi belirtiler ne kadardır devam ediyor, her geçen gün daha da düşüyor mu yoksa iyileşme mi var gibi soruların cevaplarını vermek lazım. Baktınız gerçekten çalışanınızın psikolojisi her geçen gün daha da kötüye gidiyor, en son onunla konuşmaya karar verdiğinizde elinizde rahat bir şekilde hatırlayacağınız veriler olacaktır.

Ne gibi verilerden bahsediyoruz peki? Mesela aşırı duygusal tepkiler, sosyal izolasyon, mesela kahve ve sigara kullanımında artış bile olabilir, beklenmedik devamsızlıklar, iş yeri aktivitelerinde azalma, değişken davranışlar, pasif/aktif agresyon...

Önemli bir nokta var tabii burada: en başta duygularımızla var olduğumuzdan, iş yerlerinde de duyguların bir yeri olduğundan boşuna bahsetmedim. Çalışanının performansında gerileme gören bir takım yöneticilerde hemen işten çıkarma senaryoları canlanmaya başlar maalesef. Hayır. Tüm bunları anlatmamın sebebi çalışanınızın iyi olmadığını gördüğünüzde bunu iyileştirmek adına bir adım atmanız gerektiğidir.

Yani çalışanınızın size gelmesini beklemeyin. Bazı şeyleri anlatmaktan çekiniyor olabilir, sizin kendisini zayıf göreceğinizden korkuyor olabilir, kurum içinde kendisiyle ilgili istemediği bir algının oluşmamasını sağlamaya çalışıyor olabilir...

Diyelim ki konuşmaya karar verdiniz, ne söyleyeceksiniz?

Bu aslında cevaplanması kolay bir soru değil. Herkesin konuşma tarzı, kişiliği, yönetici-çalışan iletişimi vs oldukça farklı; dolayısıyla konuşmanın dinamikleri de çok değişecektir. Ama yine yabancı bir bültende örnek teşkil etmesi adına bir konuşma önerisi görmüştüm, biraz bizim kültüre de uyarlayarak burada paylaşmak istedim. Burada temel nokta şu iletişim eğitimlerinde hep bahsedilen 'ben' dilini kullanmaya özen göstermek ve yargılamadan, empatik bir şekilde konuşmaya çalışmak.

1. Çalışanla ilgili endişenizle başlayın
'Ahmet, senin için endişeleniyorum.'
2. Gözlemlediğiniz davranışları dile getirin
'Son iki haftadır bir çok defa işe geç kaldın ve raporlarında da daha fazla hata görüyorum.'
3. Değişimi gösterin
'Sen bu değilsin, daha önce iç böyle yaptığını görmedim ben.'
4. (Eğer varsa) Şirketin verdiği haklardan bahsedin
'Özel hayatında bir takım sorunların olabilir, öyleyse her şeyin gizli tutulduğu çalışan destek programı servisimiz 
var biliyorsun, belki işine yarayabilir.'
5. Limitleri netleştirin
'Elimden geldiğince yardımcı olmak isterim ama... (doktor, psikolog ya da arkadaş olmadığınızı unutmayın)
6. Endişenizi ve beklentinizi belirtin
'Umarım kısa sürede toparlanırsın, işinde de eskiden olduğu gibi iyi bir performans göstermeni bekliyorum.'


Dediğim gibi bu sadece bir örnek. Bu yazıdan çıkarılacak ders çalışanınız bazen iyi olmayabilir ve bunun da normal olduğudur. Ve bu anlamda hem yönetici hem de kurum olarak bir şeyler yapmanız gerektiğidir...

Sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder