26 Nisan 2017 Çarşamba

'Çalışan Psikolojisi' Sohbetleri #1

İlk sohbetimi, Klepierre Türkiye'nin CEO'su Cem Alfar ile gerçekleştirdim ve çok keyifli geçti - kendisiyle ve ekibiyle yaklaşık 1 sene önce bir proje vesilesiyle şehir şehir gezmiş ve alışveriş merkezlerini ziyaret etmiştik, o zaman yakından tanıma fırsatı bulmuştum.
Kendisini her konuda sürekli geliştiren, yeniliklere, iletişime açık ve çok da eğlenceli birisi Cem Bey, beni kırmadığı için kendisine buradan tekrardan çok teşekkür ederim.

Fotoğraf çekmeyi unutmuşum muhabetten, ona çok üzüldüm sadece... Bu yüzden internetten bulduğum bir fotoğrafı ekledim.


  • Cem Bey, öncelikle kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
Yaklaşık 25 yıllık çalışma hayatımda, finanstan başlayıp daha sonra perakende ve gayrimenkul sektörlerinde çeşitli görevlerde yer aldım ve şu anda bulunduğum seviyeye geldim. Galatasaray Lisesi ve sonra Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler okuyup bitirdikten hemen sonra başladı kariyerim. Bugün içinde bulunduğum Klepierre Gayrimenkul Şirketi, Türkiye'de, 7 şehirde alışveriş merkezinin yatırımını yapmış, yönetimiyle ilgilenenen ve perakende alanında yenilikleri takip eden bir şirket - bir bölümü Amerikalı, bir kısmı da Fransız. Avrupa'nın ve Amerika'nın önde gelen gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketi, ve biz de onların Türkiye'deki bir parçası olarak burada çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çalışma ekiplerimiz ikiye ayrılıyor, bir buradaki merkez grubumuz var ve bir de alışveriş merkezlerinde çalışan ekiplerimiz var; onlar alışveriş merkezlerinin günlük yaşamını yönetiyor, biz ise onlara buradan destek oluyoruz.
  • Harika, o halde direkt konuya giriyorum ben; çalışan psikolojisi denildiğinde sizin aklınıza ilk ne geliyor? 
Ben de bir çalışan olduğum için hemen şöyle söyleyebilirim; yaptığım işten aldığım keyif, ortamdaki huzur geliyor ilk aklıma. Bunu sağlayabiliyorsam yaşamıma bir anlam katıyorum demektir, yok bu olmadığı zaman ise tam bir işkence gibi geliyor bazen :)
  • Cem Bey, bu 'yaşama anlam katma' sözü bana daha çok, çalışma hayatındaki yeni jenerasyonların ağzından çıkan bir sözmüş gibi geliyor hep, en azından öyle lanse ediliyor sanki. İş hayatında anlam aramak çok da eski kuşakların yaptığı birşey değildi sanki. 
Demek ki jenerasyon farkı yok ben eski jenerasyon olduğuma göre :) Demek ki çalışanlar açısından istekler pek farklılaşmamış, aynı şeyler devam ediyor. Ama tabii ki teknoloji giriyor, çalışma saatlerindeki esneklikler giriyor, farklı insanların idealleri giriyor işin içine ve tüm bunlar ortamı ve beklentileri değiştiriyor, ama onun dışında bence ne iş yaparsanız yapın, anlamı olmadığı zaman aldığınız bir keyif yoktur.
Anlam nasıl oluyor peki, benim için anlam nedir diye sorsanız, benim yaptığım iş aslında bir nevi moderatörlük - alışveriş merkezleriyle merkez ofis, Fransa ve ayrıca hissedarlarım arasındaki ilişkiyi sağlayan bir adamım, şimdi benim burada yaptığım işin ne anlamı olabilir derseniz şöyle olabilir; bizim Türkiye'deki alışveriş merkezlerimiz yılda toplam 40-45 milyon kişiyi ağırlıyor ve bence özellikle Türkiye'deki alışveriş merkezleri bir nevi düdüklü tencerenin sibobu gibi. Yani hava alınan yerler gibi, her çeşit insan burada beraber bulunabiliyor güvenli bir biçimde, burada herkes eşit, herkesin aynı vitrine baktığı, kendini şımarttığı, kendine döndüğü yerler. Onun için ben ne kadar bu alışveriş merkezlerine gelen müşterileri memnun edersem benim hayatım da o kadar anlam kazanıyor. Yani ben o insanları mutlu ediyorsam, onlar için bir fayda yaratmış oluyorum, benim için anlamı bu.
  • O halde, size iş görüşmelerine gelen adayları düşünelim bir de bu açıdan. Adaylar da yaptığı işte anlam bulma konusunu dile getiriyor mu veya başka beklentilerinden bahsediyorlar mı, yoksa işi alayım kaygısıyla çok da buralara girmiyorlar mı?
Bizde zaten çok fazla süreçten geçiyor adaylar, en uygun kişiyi bulduklarında benimle görüşme ayarlıyorlar. Ve bu kişiler gayet açık konuşuyorlar bence, ben de onlarla açık konuşuyorum. Özellikle yeni jenerasyon daha fazla soru soruyor. İşi almak için her şeyi kabul etmek yerine, tam tersi, ben size fayda getireceğim zaten de siz bana artı ne vereceksiniz, ben niye buraya geleyim rakipler varken gibi sorular soruyorlar :) Bu tabii ki güzel bir şey, bir anlamda alışveriş gibi aslında. İçeride bana nasıl yatırım yapacaksınız, beni nerede ve nasıl değerlendireceksiniz, çalışma şartlarınız piyasaya baktığımız zaman ne durumda sizce gibi sorular arka arkaya geliyor. Ben normalde 'Var mı sorun?' diye bitirirdim görüşmeleri hep ama ona gelemeden artık herkes daha baştan sormaya başlıyor. Belli bir süre sonra sanki ben onları ikna etmek zorunda kalan bir pozisyonda oluyorum 'ya buraya gel bak pişman olmazsın' gibi reklam yapmaya başlıyorum :)
  • Nasıl bu hale gelindi peki sizce? Yani mesela daha mı fazla cesur artık adaylar, daha fazla iş alternatifi mi var yoksa bambaşka bir şey mi?
Yeni jenerasyon tabii artık daha eğitimli, daha bilgili, uluslararası bilgiye ve deneyime de sahip olabiliyorlar. İş görüşmesine gelene kadar üniversite hayatı boyunca ya staj yapmış oluyorlar, ya da mesela Erasmus gibi farklı programlarda bulunuyorlar, yani aslında Dünya'yı daha iyi tanıyorlar ve dolayısıyla kendilerine güvenleri daha fazla. Pek tabii bu durumda da eğer yurt dışına, yüksek lisansa vs gitmiyorlarsa buradaki en iyi iş imkanını bulmaya çalışıyorlar. Benim de önüme hep böyle kişiler geliyor ve ben de gerçekten çok memnun oluyorum.
  • Biraz da sorunlara bakalım o halde - Cem Bey, sizin şirket özelinde cevaplamanız gerekmiyor bunu, genel Türkiye'deki durum olarak düşünebilirsiniz ama siz de kurum psikologlarıyla çalışan bir şirket olduğunuz için eminim daha iyi bilirsiniz. İş yerlerinde, özellikle çalışan psikolojisi başlığı altında baktığımızda sizce ilk çözülmesi gereken problem nedir?
İletişim bence. İletişim çünkü her ne kadar aynı şirket çatısı altında da olsa insanlar birbirleriyle az iletişimde bulunuyorlar. Fiziki olarak farklı yerlerde çalışanlar zaten çok daha az iletişim içindeler, aynı merkezde olanlar bile günlük iş, şu bu vs gibi bahanelerle iletişimlerini daha az tutuyorlar. Ne kadar çok iletişim, o kadar fazla fayda var diye düşünüyorum ben.
  • Bu iletişim problemi daha çok genel çalışanlar arasında mı yoksa mesela spesifik çalışan-yönetici arasında mı?
Bence yönetici-çalışan ilişkisi özellikle performans değerlendirmesi gibi konularda çok daha önemli bir hale geliyor. Şimdi mesela en son okudum GE (General Electric) kaldırmış performans değerlendirmelerini (haber için bakınız: Hürriyet İK), bunu da uzun süre çalışma, anket vs sonucunda yapmış. Nedenine gelince şunu demiş; eskiden çalışan ile yönetici senede 1 defa bir araya gelip bunları konuşuyorlardı, şimdi işleri gereği zaten her zaman iletişim içindeler, o yüzden buna gerek yok, zaten her daim iletişim içinde olduklarından ne yapılıyor, ne yapılmıyor, nasıl gidiyor anlık konuşuluyor dediler. Bu da zaten gerçekten iletişimin, özellikle çalışan ile yönetici arasındaki iletişimin, işin verimliliği, performansı vs ile ilgili soru işaretlerinin azalmasında ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
  • Artık son soruma geçiyorum Cem Bey, belki sizin sektör için çok uygun olmayabilir ama dediğim gibi Türkiye geneli için soruyorum bunu özellikle artan bir trend olduğu için - evden çalışmayla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?
Evden çalışma bana pek uymaz :) Şaka bir yana, şöyle aslında, bizim iş için pek uymaz. Biz hizmet sektöründe çalışıyoruz ve bizim şirketimizde mesela farklı görevlerde çalışanlar var, hani evden de çalışılır gibi konuşuluyor ama ben kesinlikle inanmıyorum - alışveriş merkezinin işleyişini bilmeden o iş tam yapılamaz bence. Ya merkezde ya da alışveriş merkezinde olmalı o kişi - şuna inanıyorum ama kesinlikle; evden çalışma değil ama alışveriş merkezinde çalışmak mümkün olabilir. Yani merkez ofisin sahada bulunarak çalışmasını kabul ederim, mesela evde değil de Tarsus'ta ya da Denizli'de 1 ay kalabilir ve işe katkıda bulunabilir çalışan.
  • Cem Bey, bunu da yazıyorum, eminsiniz değil mi? - çalışanlar da okuyacak :)
Olur olur, çok da güzel olur :) Yeni fikir çıktı bak sevindim...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder