18 Nisan 2017 Salı

Kendini buraya ait hissetmiyorsun!




Bana söylenmiş bir söz bu. Hem çok uzak bir zamanda da değil - ama bu sene de olmadı (o kadar da değil).

Bir çalışana bunu söyleyeceksiniz eğer, öncesinde oturup bir düşünmeniz gerekir, ya da düşünmekle zaman harcamayın. Sorun. Ama 'Neden buraya ait hissetmiyorsun?' diye de sormayın.


Çok basit. Buraya ait hissediyor musun? Yine olmadı. Daha da basitleştirelim: Burayı seviyor musun? Burada mutlu musun? Bunlar da sanki sevmiyormuş gibi duruyor...

Belki 'Burada olmak sana nasıl geliyor?'...

İşte yine bir y kuşağı saçmalığı diyeceksiniz belki de. Bu aralar bu konuyla ilgili çok şey okumaya ve dinlemeye başladım. Daha bu hafta İzmir'de bir şirkete gittim X-Y çatışmasını konuşmak üzere. Herkes fikrini paylaştı, gerçekten fark var mı, yoksa biz mi abartıyoruz, kim ne hissediyor... çok eğlenceli bir katılımla yaklaşık 1 saat boyunca konuştuk.

Ve işte, konuşulan konulardan biri de buydu. X kuşağından diyebileceğimiz bir çalışan (ben her ne kadar bu kuşak ayırımlarını çok net ve doğru bulmasam da bazen analiz edebilmek veya karşındaki kişiye anlatabilmek adına bu tarz kavramları kullanabiliyorum), kendisinin ve kendi neslinin çok zorluk gördüğünü, bu yüzden çok çalıştığını, hala daha çalıştığını ve çalışmaktan hiç kaçmadığını, akşam da olsa hafta sonu da olsa o işin yapılması gerekiyorsa yaptığını, zira bunun sorumluluk demek olduğunu ve şirketine çok bağlı olduğunu anlattı. Y kuşağı böyle değildi.

Gerçekten böyle değil mi? Y kuşağı kaçıyor mu? Hadi bırak y'yi, z'yi - gençler artık bir yere kendini adamıyor mu ya da hiç mi bağlılık hissetmiyor?

Sonra sözü y kuşağından bir arkadaş aldı. Çalışmaktan hiç kaçmadığını, ama işin onun gözünde herşey demek olmadığını ve bu yüzden de devam eden/sürekli bir sıkıntı varsa, onu mutsuz eden bir şey varsa işi tabii ki de bırakacağını söyledi. Şimdi bunu diyen kişi için şirketine bağlı der miyiz, yoksa demez miyiz?

Şimdi dönelim en başa. Evet ben de kendimi oraya ait hissetmedim hiçbir zaman. Hissedemedim. Bana verilen sözlerin hiç biri tutulmuyorsa, beni gerçek anlamda geliştirecek şeyi bir türlü göremiyorsam neden körü körüne ben oraya bağlanayım ki? Bir insanın bir yere bağlanması için gerçekten ne gerekiyor ki?

Başarılı ve mutlu olmak için mutlaka bağlanmak mı gerekiyor?

Aidiyet herkes için aynı anlamı mı taşıyor?

Farklı gözlüklerden bakmayı bir türlü öğrenemedik gitti - ki bence de çok kolay birşey değil bu. Sonuçta bizi biz yapan bir takım evrelerden geçtik ve artık dünyaya bu gözlerle bakıyoruz. Bu gözlerle yorumluyor ve yargılıyoruz. Gerçekten subjektif olmak imkansız mı bilmem ama çok (ama çok) zor olduğu kesin.

Araştırmacılar, bilim adamları bile 'bağlılık' üzerine nasıl farklı yorumlar yapmışlar; kimisi bunu bireysel düzlemde incelerken, kimisine göre kurum seviyesinde düşünülmesi gereken bir kavram olarak görmüş. Kimisi tek bir bağlılık vardır derken, kimileri parçalara ayırmış ve bilişsel, duygusal ve davranışsal bağlılık gibi çeşitlerin de olduğunu savunmuş.

Stres, motivasyon, bağlılık, iş tatmini, mutluluk, başarı... bunlar hep göreceli kavramlar ve kendi tanımlamalarımızı kullanarak karşımızdaki bir kişiyi yargılamamayı öğrenmek gerekiyor önce. Ve sonra da anlamayı. Sorarak anlamayı...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder